Kapıdan fırladım. Soğuk hava ciğerlerime doldu ama yetmedi, nefes alamıyordum. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyor, topuklarım taş zeminde yankılanıyordu. Uzaklaşmalıydım. Bu evden, bu insanlardan, bu yalanlardan. “Ezgi!” Ali’nin sesi arkamdan geldi, sert, keskin, emredici. Durmadım. Daha hızlı yürüdüm. “Ezgi, dur!” “Hayır!” diye bağırdım, arkama bile bakmadan. “Bırak beni!” Ama o yaklaşıyordu. Ayak sesleri hızlandı, nefesi enseme değecek kadar yaklaştı. Bir anda güçlü eli bileğimi kavradı, beni sertçe çevirdi. “Bırak!” diye çırpındım. “Bırak dedim!” “Hayır!” dedi. Sesi öfkeyle doluydu, ama içinde başka bir şey daha vardı. Beni kendine çevirdi, gözleri karanlıkta parlıyordu. “Sen ne yaptığını sanıyorsun?!” Geleni yapıyorum kaçan kurtuluyor diye bağırmak istedim! Bana ne hakla hesa

