Korku. Gerçek korku, filmlerdeki gibi çığlıklarla gelmiyordu. Sessizdi. Soğuktu. Terleten değil, donduran türdendi. Odamın ortasında öylece duruyordum. Yatağın üzerindeki siyah güller ve not hâlâ elimdeydi. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Sana onlardan uzak durmanı söylememiş miydim? Sen kimsin ruh hastası megaloman! Satır gözümün önünde yanıp sönüyordu. O el yazısı tanıdık mıydı, yoksa beynim mi oyun oynuyordu bana? Birisi buradaydı. Kesinlikle buradaydı. Kapı kilitliydi, evet, ama biri içeri girmişti. Odama girmişti ya! Odama! Beni izliyordu. Her adımımı biliyordu. Nefes alırken bile suçluluk duyuyordum; sanki o da nefesimi dinliyordu. Ellerim titredi. Telefon. Telefonu buldum, avuçlarımın arasında neredeyse kayacaktı. Oktay. Hemen Oktay’ı aramalıyım, aklıma arayacak başka kim

