Öyle öfkeliydim ki, ikisini üst üste koyup paramparça yapabilirdim. Hande’yi çok kısa süredir tanıyordum; aramızda öyle büyük bir bağ yoktu belki ama kandırılmış olmak, etrafımda güvenilir kimse kalmaması... Sanki görünmez bir kafese tıkılmıştım. Duvarlar üzerime eğiliyor, kapılar kilitli, oksijen bile cimrileşmişti. Aklıma Haluk Amca’nın sözleri geldi: “Hedefleri sendin.” Allah’ım... gerçekten kafayı yemek üzereyim. Çıkmaz bir labirentin içindeyim sanki her yer kapalı, çıkış yok, panik var, kalbim boğazımda atıyor. Ve evet, dürüst olayım, korkudan altıma yapmak üzereyim. Hande’nin gözleri doldu. Yüzünden kan çekilmişti; dudakları titriyordu, nefesi yarım. Bu hâli zaten her şeyi ele veriyordu. “Ezgi, ben… ben—” “SÖKE’YE GİTTİĞİMİ DE SEN SÖYLEDİN, DEĞİL Mİ?!” Sesim otelin duvarların

