Merdivenleri çıktık. Taş basamaklar buz gibiydi, her adımım yankılandı, sesim bile ürkekleşti. Ali öndeydi, ben arkasında. Omuzları gergin, adımları ağırdı; sanki o da her basamakta geçmişini tırmanıyordu. Kapıya yaklaştığımızda, büyük ahşap kanatlar içerden bir iniltiyle aralandı. Yaşlı bir uşak belirdi karşımızda; gri saçları düzgün taranmış, yüzünde yılların sessizliği vardı. “Hoş geldiniz, Ali Bey,” dedi hafifçe eğilerek. Sonra bakışları bana kaydı. “Hanımefendi,” dedi, ama sesinde tanımlayamadığım bir ton vardı merak mıydı, yoksa ölçülü bir saygı mı? İçeri adım attığım anda nefesim göğsümde sıkıştı. Salon… devasa bir salondu. Mermer zemin ayna gibiydi; her adımım, her nefesim yankı yankı çoğalıyordu. Tavandan sarkan kristal avize, binlerce ışık kırıntısını duvarlara savuruyordu. Du

