Sabah uyandığımda güneş yüzüme vuruyordu. Perdeleri açık bırakmışım dün gece. Sarı ışık, göz kapaklarımın ardında dans ediyor gibiydi; ısrarla, sanki beni uykudan değil, bir kabustan uyandırıyordu. Telefonuma baktım: 09:47. Harika Ezgi. Uyumuşsun, ama rüyanda bile o sinir bozucu surat vardı. Ali’nin sesi hâlâ kulaklarımda, o kendinden emin tonuyla söylediği her kelime... İçimde ince bir öfke titreşti. İnsan, birini sevmeyi çoktan bırakmışken bile neden hâlâ nefretini diri tutar ki? Yataktan kalktığımda vücudum ağrıyordu. Sanki dün gece olanlar sadece zihnimi değil, kaslarımı da hırpalamıştı. Söke’ye gidiş, Ali’yle tartışma, Fezo’yla tanışma... Her şey, üst üste yığılmış bir enkaz gibiydi. Bir tarafım hâlâ o masanın başında, bir tarafım kaçıp kurtulmak ister gibiydi. Ve bugün… bugün Kale

