Yemek, ölüm sessizliğinde devam etti. Çatalların tıkırtısı, kadehlerin şakırtısı, arada bir sandalye gıcırtısı... Hepsi birer metronom gibi zamanın geçişini ölçüyordu. Ama benim içimde zaman durmuştu. “Ali tehlikeli biri... Her yaptığının bir nedeni var.” Akın’ın sözleri hâlâ kafamda dönüyordu. Beni kullanıyor olabilir miydi? Yoksa ben mi kendimi bile bile ateşe atmıştım? Gözlerim ona kaydı. Ali, masada sessizdi. Soğuk, kontrollü, neredeyse hareketsiz. O kadar sakin görünüyordu ki, sanki olan biten her şey onun planına dâhildi. Bir yüz bu kadar ifadesiz olup bu kadar çok şey anlatabilir miydi? Belki de anlatıyordu ama ben hâlâ anlamıyordum. Uşaklar tabakları topladı. Kalender sandalyesini itti, ağır ağır ayağa kalktı. “Salona geçelim,” dedi. “Çay içelim, sohbet edelim.” Ses tonu

