Gözlerimi araladığımda odanın içi yavaş yavaş aydınlanıyordu. Güneş, perdenin arasından sızmış, duvara sarı bir çizgi bırakmıştı. Lavanta kokusu hâlâ odanın içinde asılıydı; dün gecenin kalıntısı gibi. Bir an nerede olduğumu unuttum. Sonra kapının dışından gelen tabak sesiyle hatırladım: Hande. Gözlerimi ovuşturup doğruldum. Yastığın kenarına sinmiş uykunun sıcaklığını üzerimden silkelerken içimden bir ses, haydi Ezgi, savaş başlıyor dedi. Ne savaşı bilmiyorum; belki hayatla, belki kendimle, belki de Ali denen illetle. Pijamalarla aynaya bir baktım. Saçlarımın hali tam bir sanat eseri. Kıvırcık kısımlar ayaklanmış, düz taraflar teslim bayrağı çekmiş. Elimi saç diplerime götürüp mırıldandım: “Yeni güne de Picasso olarak başlıyoruz demek.” Kendimi sanatsal hissettiğim tek an bu: sabah

